Sarıoğlan İlçesi Kültür Sanat ve Çevre Derneği
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
Dönem Sonu17 Temmuz 2010

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

İLGİNÇ ŞEYLER

Aydın BAĞÇİVAN

20 Mart 2009, 19:37

Aydın BAĞÇİVAN

                                                    EVRİM VE EVRİM TEORİLERİ
              Son günlerin en ilginç konularından biri evrim ve evrim teorileri. Evren nasıl oluştu? 
Canlılar nasıl oluştu? Charles Darwin bu konuda neler söyledi? Bugünlerin en çok konuşulan
konuları...
             George Gamow'un ''Evrenin Evrimi'' yada ''Big Bang'' kuramı: Başlangıçta yoğun bir
Nötron Kütlesinin patlamasıyla Evrenin oluştuğu'dur! Pekiyi, evren oluştu da canlılar nasıl oluştu?
            Nuke Canlıların oluşumu: 1- Abiyogenez (Kendi- Kendine oluşum); Aristo tarafından ortaya
atılmıştır. 2- Biyogenez; Bir canlı ancak diğer bir canlıdan üreme yoluyla... Ancak bu görüş
canlının ortaya çıkışını açıklayamaz. 3- Uzay Teoris 4- Ototrof Oluşum; Canlılığın bitkilerle
başladığını savunur. 5- Hetotrof Oluşum; Canlılığın hayvanlardan oluşup,geliştiğini savunur. 
Bu konudaki hipotezler neler?            
             Maltus Hipotezi: Bir populaston kontrol edilmediği taktirde nufus artışı geometrik bir
dizi iken (2,4,8,16,32,...), populasyondaki besin aritmetik dizi ile artar (1,2,3,4,...)
             Waynn Edwards Hipotezi: Populasyonlar kendi büyüklüğünü çevredeki besin
 kaynaklarına göre ayarlar. Besin kıtlığını önler. Böylece de populasyon düzenini sağlar. Canlıların yaşsma birlikleri nelerdir? 
             Yaşama birliklerindeki organizmaların sayısı ile vücut büyüklüğü arasında ters orantı
vardır. Küçük hayvanlar büyüklere oranla hızlı ürer. Küçük hayvanlar büyüklere yem olur.
             Yaşama Birlikleri: 1-Ototroflar;Kendi besinlerini kendileri yaparlar (Işıkla, Kimyasal
yollarla) 2- Hetetroflar; Bitki ve hayvanlarla beslenenler. 3- Ayrıştırıcılar; Çürükçüller, Enzim
sistemleri çok gelişmiştir. Canlıların beslenme ilişkileri nelerdir?
             Beslenme İlişkileri;1- Kommensalizm:Tek taraflı yararlanma (Köpek balıkları ve
konukçu balıklar) 2- Mutualizm (Ortak Yaşama): Yengeç ve deniz gülleri. (Yengeç deniz güllerine
besin sağlar, deniz gülleri yengece koruma...) 3- Parazitizm (Asalak Yaşama): Bit,pire gibi...
 Enzim sistemleri gelişmemiştir,hazır alırlar. Canlıların guruplandırılmaları nasıldır?
             Canlılar; 1- Monera: Basit yapılı, çoğu tek hücreli ve hücre çekirdeği olmayan canlılar.
2- Protista: Hücrelerinde çekirdek bulunan canlılar. 3- Bitkiler: Kara yosunları, eğreltiler,açık tohumlular, kapalı tohumlular. 4- Hayvanlar:Omurgalılar,omurgasızlar. Evrimle ilgili görüşler
nelerdir?
             Lamarck; çevredeki değişikliklerin türler üzerinde değişikliklere sebep olduğunu,
kullanılan organların gelişip değiştiğini, bu değişikliklerin kalıtsal olabileceğini savunmuştur.
             Charles Darwin, evrimle ilgili düşünceleri destekleyen kanıtları buldu ve evrimin
temellerini oluşturan ''Doğal Seleksiyon'' kavramını ortaya attı. Charles Lyoll' un ''Jeolojinin
Prensipleri'' adlı eserinden çok etkilenmiş. Doğal Seleksiyon'u Alfred Russel Wallace ile birlikte
ortaya atmıştır.
             Bu görüşe göre: 1- Canlılar geometrik olarak, besin aritmetik olarak artar. 2- Canlılardaki
sayıca artmaya karşılık türlerdeki canlı sayısı aynı hızla artmamaktadır. 3- Her canlı yaşamak için
diğer canlılarla ve kendi türünden olanlarla savaşmak zorundadır. 4- Bir türün bütün bireyleri
birbirinin tamamen aynı değildir. 5- Yaşadıkları çevreye uygun özellikler (varyasyonlar) taşıyanlar
yaşam savaşında bu özellikleri sayesinde üstünlük sağlarlar. 6- Bireye yaşama şansı veren
özellikler gelecek döllere aktarılır.(Adaptasyon) 7- Aynı türün bireyleri arasındaki varyasyonlar
farklı çevrelerde farklı seleksiyona uğrar.
             Evrime konu olan bir diğer olay mutasyonlardır. Mutasyonlar genellikle ölümcüldür.
Mutasyon: Eşey hücrelerin çekirdeğindeki kalıtımı ileten maddenin (DNA) kimyasal yapısında oluşan değişiklikler.
             ''KANUN KOYUCU!'' kanunlarını koymuş. İstisnalarınıda koymuş! Mesela su 100 derece santigrad da kaynar denildiği halde, buharlaşma her sıcaklıkta oluşmaktadır. Su 100 derecede
kaynar diye bunun altında kuruma devam etmez değil!
             Yağmurun yağması için yerdeki suyun buharlaşması, havanın neme doyması vs gerekiyor. Ancak yağmurun yağacağı yer hava hareketlerine ve bulutların uygun hava tabakasıyla karşılaşmasına bağlı oluyor. Çünkü ''KANUN KOYUCU'' böylece kanun koymuş. Suyu
buharlaştırayım, onları istediğim yere götüreyim, oraya yağdırayım dememiş.
             Başka saçma(!) bir örnek daha: Kızılırmak Sivas'tan doğuyor, Akdeniz'e dökülecek gibi gidiyor, sonra dönüp Karadeniz'e gidip dökülüyor. ''KANUN KOYUCUNUN'' Kanununa karşı
gelmiyor.  
             Canlıların oluşumu meselesi, gerçekten çok ilginç bir mesele!  Nuke de anlatıldığı gibi. Ancak
Nuke dekilerin hiç biri canlıların oluşumunu tam olarak açıklayamamaktadır. Bir yaratıcının olduğunu
kabul etmeden canlı oluşumunu açıklamak mümkün değildir. Yaratıcı'yı kabul ettikten sonra da
nasıl yaratıldığı meselesini açıklamak zor (bilimsel manada!) gözüküyor.
             Benim bu konudaki düşüncem:    sonra devam ederiz. 
   
 
 
 
                                                            İLGİNÇ ŞEYLER
            Geçen hafta, Hollanda'da düşen THY'na ait Tekirdağ uçağının düşüş sebebi için birçok şey
söylendi; uçağın benzininin bitmiş olabileceği, motora kuş girmiş olabileceği, türbülanstan
olabileceği (bir önce inen, büyük bir uçaktan dolayı) otoyol üzerinden geçerken, otoyol üzerindeki
 ısı farkı (egzoz gazı ve asfalt ısısı) uçağın rutin bakımının  yapılmış olup-olmadığı...
            Kara kutu açıldı. İlk açıklamaya göre: Altimetre'nin bozuk olduğu ve otomatik pilotun inişe  
erken geçtiği, uçak pilotunun da müdahale de geç kaldığı...
            Herşey çok ilginç! İlk önceki tahminler için yazacak çok şey vardı. Ama yazmakta geciktim.
Yazmayacağım. Tahminlerin hiç biri tutmadı. Örneğin; iki dakika önce inen büyük bir uçağın
türbülansa  sebep olması çok garip bir düşünceydi. Bana göre(!) Saatte en az 300 km hızla uçan bir
uçağın, iki dakika önce iniş yapan bir uçağın türbülansıyla-o da ne kadar devam ederse- yere
çakılması. İlginç! Uçağın bu sirkülasyonu delip geçmesi lazım değil miydi? Pilotun küçük bir
müdahalesi o türbülanstan (!) çıkması için yeterli olmayacak mıydı? Bir şey öğrendim: uçak inişe
geçtiği sırada otomatik pilotta seyrediyor, ne garip!
            Hani uçağın rutin bakımları daima uygun bir şekilde yapılıyordu? Altimetre neden bozuldu?
Uçağın kalkışından önce bozuk muydu? Sonradan bozulur mu? Niçin bozulur? Bu alet bozulunca
neden anlaşılmaz? Bu aleti denetleyen (bozulması durumunda, yedekteki başka göstergeler)
başka aletler yok mu? Neyse uzatmayayım...  
            Kara kutu'nun tam çözümü ve kaza raporunun altı ay içerisin de çıkarılacağı söyleniyor.
Raporda da yeni bir bulgu bulunup kaza sebebinin daha başka bir şey olduğu bildirilirse ne olacak?
                                                                                                      SAYGILARIMLA...
 
 
 
 
                                                         İLGİNÇ ŞEYLER     
 Prostat; bir kanser türü... Yaşı ilerlemiş erkeklerde görülen ve küçük bir operasyonla tamamen(!) halledilen bir hastalık.
          Prostat'ın tek sebebi bazılarına göre ayakta istinç(!) Şöyle oluyormuş: Ayakta istinç edince, ne
hikmetse(!) bir miktar idrar, mesane ve kanallarda kalıyor; bu yüzden, sonradan idrar damlası geliyor(!) herhalde bir kısmı da diffüzyonla kanalların da dışına çıkıyor, oralarda ne yapıyorsa(?!) anormal hücre artışınasebep oluyor; böylece prostat kaçınılmaz oluyor(!)
          Prostat oluşumuna engel olmak için büyük bir çözüm de bulmuşlar, oturup istinç etmek. Ozaman yine ne hikmetse(!) mesane ve kanallarda hiç idrar kalmıyor, böylece de hastalık hiç oluşamıyor.
          Benim anlayamadığım, öğrenmek istediğim şunlar: Ayakta istinç edince neden mesane ve kanallarda idrar kalıyor, kalınca neden damlama devam ediyor? Oturup istinç edince olmuyor mu?
Neden olmuyor?
          İdrar kanallardan nasıl diffüzyon ediyor? Ediyorsa bu idrar, kanal çevresindeki dokulardaki
hücrelerin DNA sına nasıl etki edebiliyor, hücrelerin bölünmesini sağlıyor? Bunu yapan idrarsa,diğer kanser türleri idrarı neden, nasıl buluyor?
          Benim bildiğim kadarıyla; kanalın bir yeri çevresindeki dokuda kanserli bir hücre oluşuyor, büyüyor kanala dışardan baskı yapıyor, idrar geçişini kısıtlıyor. Bu durum da; onun öncesinde kalan idrar neden yeni bir kanserli hücre topluluğu meydana getirmiyor? Yoksa getiriyor mu(!?)
          Bilenlerin, bulanların insanlık namına SADER e bildirmelerini rica ediyorum....
                                                                                                                 SAYGILARIMLA.... 
 
 
                                                          İLGİNÇ ŞEYLER
 
    Geçen yıl bu başlık altında bir yazı yazmıştım. Bir yazı dizisi şeklinde devam edecektim. Ancak
bazı sebeplerden ötürü vazgeçmiştim. Çünkü ya hiç yada çok garip tepkiler alıyordum(!)
          Derneğimiz SADER'in en çok önem verdiği faaliyet; Seten'in Kırma'nın ağaçlandırılmasıdır. Bahar
geliyor... Derneğimiz de hazırlıklara başlıyor. Büyük Şehir'den, Tema'dan ağaç (çam vs) bulmaya
çalışıyor!
          Benim anlayamadığım şey: Ağaçlandırma denince çam ve onun türündeki ağaçların akla gelmesi, Sarıoğlan'da çok, ağaçlandırma çalışması yapıldığını gördüm. Ama hiç başarı sağlandığını göremedim. Ağaçlar ya kurudu yada kırıma  uğradı.
          Ben şöyle düşünüyorum: "Ama yanılmakta  istiyorum(!!!)" Sarıoğlan'da çok iyi yetişebilen iki ağaç biliyorum. Birisi kavak ve söğüt -ki bunlar çok su istediği için "Seten'in Kırma" ya uygun değil.
İkincisi KAYISI AĞACI. Kayısı ağacının herhangi bir maliyeti ve dikim masrafı yok.İklim açısından da bir
sıkıntısı yok. O mevkii'de 200 dekar araziye bir metre arayla kayısı çekirdeği diksek, mümkün olabilirse
bunu da teraslamadan sonra yapsak, her yıl da, sonunda 5 metre de bir ağaç kalacak şekilde biraz biraz seyreltsek, bunuda hem toprağın nemini tutmak, hem de herhangi bir fireye garanti etmek için yapsak... Sakıncası ne olabilir?
           İlk on yıl iyi ilgilenebilirsek; meyvesini şimdilik düşünmeden, şöyle bir hesap yapalım:(Kayısı ağacının çok önemli bir hastalığı da olmadığını düşündüğümden, herhangi bir ilaçlama da gerekmez.)
Beş metre de bir ağaçtan: 8000 ağaç eder. On yıl sonra budama maksadıyla her ağaçtan bir dal
kessek, her dal en az 10 kg gelse, 80 ton odun demektir. Bu da 200-250 hanenin bir yıllık odun
ihtiyacıdır.
           SADER niçin ÇAM dikmek için uğraşır? Biri bana açıklayabilirse beni çok mutlu eder!
                                                                                                               SAYGILARIMLA...
 
 
                                                              İLGİNÇ ŞEYLER
                                                           
 

            BİYOENERJİ, REİKİ,KUANTUM,DOKUNUŞ,MEDİTASYON,AKUPUNTUR,   PARAPİSKOLAJİ,METAFİZİK,DÜŞÜNCE OKUMA,DÜŞÜNCE GÜCÜ,BEYİN YIKAMA,BEYİN KONTUROLÜ,HİPNOZ,BÜYÜ,SİHİR,UFOLAR,…

 
Bazı insanların gerçekten inandığı,bazı insanlarınsa tamamen karşı çıktığı-ilk anda aklıma gelen-bazı bilimler ve metotlar!

            İLİZYON’ DA bana göre ilginç şeylerden biri. El çabukluğu, göz aldanması, algı saptırma, insan aldatma tekniklerinin kullanıldığı, temellinde ilginç bir yaratıcı düşüncenin olduğu masum oyunlar… İliz yonun başka ilginç tarafları da var: Olayı hazırlayıp yapan bunun bir gösteri olduğunu söylüyor(ilizyonist), izleyenlerde bunun bir gösteri olduğunu biliyor! Merak ediyorum bilen varsa söylesin – hiç iliz yon yapıp kendisinin olağan üstü güçlerinin olduğunu iddia eden ilizyonist olmuş mu?  Sonuçta ne olmuş?

 

            Yukarıda saydığım şeyler ilginçte: MATEMETİK, FİZİK, KİMYA, BİYOLOJİ, JEOLOJİ, TIP, ilginç değimli? Peki, bu bilimlere herkes inanıyor mu? Ya da bu bilimlerin yanlışı yok mu?

 

            Hiçbir şeye tamamen yanlış veya tamamen doğru diyemeyiz. Bunu diyebilmemiz için her şeyi biliyor olmalıyız ki buda hiçbir zaman, hiç kimse için mümkün olmayacaktır. Buraya nerden geldim: Son günlerde biyoenerji, reiki, kuantum dokunuş v.s ile bazı hastaları tedavi ettiklerini iddia eden insanları görüyorum, duyuyorum. Söylediklerinin bazıları mantıklı, bana göre bilime de uygun, bazıları da safsata! Bana göre mantıklı bazı şeylerinin olduğunu söyledim. Peki, bu insanlar bazı hastaları iyileştirme de yeterli olabilirler mi? olabilirlerde olmayabilirler de! Benimki de hem nalına hem de mıhına gibi oldu ama ne yapayım!?

 

            Parmağa diken batmış çok acı veriyorsa, acıyı narkozla durdurabiliriz. Ama dikeni bir cımbızla çıkarmaktır. Çünkü en uygun tedavi o. Eğer TIP çözüm bulamıyor ya da en uygun tedavinin biyoenerji olduğunu düşünürseniz hemen deneyiniz!

Bu haber 698 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

ANKET

Sarıoğlan'ın en büyük sorunu işsizlik midir?




Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

REKLAM ALANI

© Sader 2003-2009 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi